GİRİŞ
Sokak çocukları
konusunda sokaktan çevirdiğiniz herhangi birisinden başlayarak,
çalıştığınız yerde veya oturduğunuz semtte kime sorarsanız sorun
mutlaka bu kavramı bir kez dahi olsa duymuş olduğunu görürsünüz. Bu
durum iki açıdan ilginç bir boyutun ortaya çıkmasına neden
olmaktadır.
Bunlardan ilki bizde
toplumu oluşturan bireylerin sivil insiyatif olarak isimlendirilen
devletten bir şey beklemeden sosyal problemler için birşeyler yapma
çabası ya da kendilerine aykırı gelen bir konuda biraraya gelerek
buna karşı koyma girişimi için gönülsüz, hareketsiz ve inançsız
olmalarını gözlememdir. Gerçekten birey olarak genelllikle ilk
yaklaşım hep bana ne, beni ilgilendirmez yaklaşımıdır. Biraz olumlu
olmaya çalışarak son yıllarda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve
Tema Vakfı gibi büyük, ses getiren organizasyonların varlığının
güzel ışıklar olduğunu söylemek belki de mümkün. Ancak çocuk gibi
sorulduğunda herkesin en önemli konu olarak söylemde belirttiği
ancak uygulamada arka sıralarda gelen bir konuda hele kendi
çocukları da olmayan çocuklara karşı duyarlılığın diğer konulara
göre çok gelişmiş olması bende güzel bir sürpriz duygusu yaşatmakta.
Habitat ile başlayan
sivil toplum kuruluşlarının olması gerektiği gibi çalışma sürecinde
belki de sokak çocukları ile ilgili çalışan kuruluşlar lokomotif
görevi yapacaklar. Çünkü hem hizmeti hem de destek oluşturma
çalışmalarını birlikte yapan ve sürekliliğini korumak zorunda olan
sokak çocukları ile çalışan gönüllü kuruluşlar bunu yaparken
yaşananlar ile belli bir sürecin de tamamlanmasına belki de olanak
veriyorlar.
Bu kitap iki amaca
yönelik olarak kaleme alındı. Bunlardan ilki herkesin duymuş
olmasına rağmen hakkında çok az birşeyler bildiği sokak çocukları
konusunda bilgilenmeyi sağlamak ve özellikle bu konuda çalışacak
kişilere yardımcı bir başvuru kaynağının yaratılması. İkincisi ise
sokak çocukları konusunda bu denli çok kuruluş ve kişiler birşeyler
yapma çabası içindeyken onlara, özellikle de gönüllülere bir rehber
kaynak oluşturmak.
Çocuk Haklarının,
bireyi olduğum toplumumda birgün yaşama geçmesi amaç ve hedefine
ulaşabilmek için hem akademisyen kimliğimle, hem de sivil toplum
kuruluşu üyesi kimliğimle küçük bir katkıda bulunması niyetiyle
kaleme aldığım bu kitabın önsözünde fırsatını yakalamışken teşekkür
duygumu aktarmak istediğim isimli ve isimsiz kahramanlar var. Önce
isim vererek başlayacak olursam ilk sırada Sayın Hasan Gemici var.
Bana devletle işbirliğinde çalışıldığında kısa zamanda iyi şeyler
üretilebileceğini gösterdiği ve pratik, hızlı bir şekilde bu konuda
yol alınmasını sağladığı için. İkincisi ise Sayın Prof. Türkan
Saylan. Hocamla yıllar sonra beraber ve dirsek temasıyla çalışma
keyfini yaşarken bana tüm yaşanmış ve deneyimlerime rağmen bir
konuda yılmadan, enerjiyle nasıl çalışılması gerektiğini yakından
izlememi sağladığı ve bir kez daha nasıl çalışılıması gerektiği
konusunda hocalık ettiği için.
Bir de isimsiz
kahramanlar var. Aslında hepsinin isimleri var. İki ana grup onlar.
Birlikte çalıştığımız, sevindiğimiz, üzüldüğümüz, kızdığımız ama hiç
vazgeçmeden çalıştığımız arkadaşlar. Öncelik SHÇEK çalışanlarının.
Belki Genel Müdürleri Sayın Bülent İlik şahsında denebilirdi ama
yakın dostluğumuzdan biliyorum ki o da takım çalışmasında her
oyuncunun ayrı ayrı takdir edilmesinden yanadır. Kenan, Necla,
Hakan, Süleyman, Uğur diye tek tek saymadan hepsini kapsayarak zor
bir işe birlikte başladığımızdan bugüne ulaştığımız noktada en büyük
payın sizlere ait olduğunu söylemek istiyorum. Yarınlarda
ulaşacağımız çok daha iyi noktalarda olacağı gibi.
Sizlerle birlikte
gönüllülerimizi de saymam gerekiyor. Çünkü onlar birer profesyonel
gibi zamanlarını, emeklerini ve birikimlerini ortaya koydular.
Yaratılanların, başarılmışların sevincini, haklı gururlarını en çok
onlar yaşadı. Sokak çocukları gibi çok zor bir konuda gönüllü olarak
çalışırken belki de buza yazı yazdığımızı biliyorduk. Ama diploma
dağıttığımız günlerde Birgen, Murat, Fatih, Esin, Gaye, Ali ve daha
birçoklarının gözündeki pırıltı hep aynıydı. Başarmanın ve yoktan
var etmenin prırltısı. Ben herkesin bildiği deniz yıldızı hikayesini
bir kez daha burada yinelemeyeceğim. Ancak yakın bir arkadaşımla
aramdaki anektodu da aktarmak istiyorum. İnsanın yaşamında hiç
mucize izleyip izleyemeyeğini konuşuyorduk. Ona 23 Nisan’da
Cumhurbaşkanının huzurunda folklor yapan bir grup çocuktan
bahsettim. Orada çok sayıda çocuklardan kurulu grup çeşitli
etkinlikler yaptı. Ancak bu çocuklar gösteri öncesi hepsi tek tek
beni öperek sahneye çıktılar. Bittikten sonra da hepsi gelip bana
sarıldılar. Bu çocuklar Yeldeğirmeni sokak çocuklarımızın arasından
folklor yapan bir grup evladımızdı. Bu çocuklarımızın hepsi de çok
değil bir yıl önce sokaklarda tinerli geziyorlardı. Geçen yıl ben
dahil herhangi birisi deseydi ki bu çocuklar bir yıl içinde
Cumhurbaşkanı önünde folklor oynayacaklar, güler geçerdik. Bugün ise
oynadılar. İşte mucize bu. Gerçek mucize budur dedim. Bilmiyorum
buna aranızda katılmayan var mı?
Sadece şunu söyleyerek
sözümü tamamlayacağım. Bu konuda çalışmaya başladığımda kendime
duvara her başarılı olunan, sokaktan kurtulan çocuk için bir mavi
boncuk asacağıma ve sayısı az olursa moralimi bozmayacağıma söz
vermiştim. Bugün duvarımdaki mavi boncuklarıma baktığımda gurur
duyuyorum. Yapılanlara bakarak diyorum ki bizler bu konuyu
çözebiliriz. Yarınlarda iyi bir yaşamın içinde, toplumda yeri olan
birçok kişinin aslında biz bir zamanlar sokaktaydık ve birgün
Yeldeğirmeni‘ne veya Umut Evine gittik diye başlayan yaşam
hikayelerinin sayısını çoğaltabiliriz.
Biz çalışanları,
yöneticileri, gönüllüleri, bu konuda emek harcayanları ve en çokta
çocuklarımızla büyük, kocaman bir aile kurduk ve biz bu ailemizi çok
seviyoruz. Sizi de ailemize katılmaya bekliyoruz. Burada sevgi ve
inancımız var. Güzele ve doğruya olan inancımız. Bekliyoruz, gelin
ve katılın bize.
Prof. Dr Oğuz POLAT
ATAŞEHİR 2002