BUGÜNÜN ÇOCUKLARI VE GELECEK
Ayşe Toker, Gazi Mustafa Altıntaş İlköğretim Okulu / 8-A Üsküdar
''Bugünün çocukları'' diyorum, ancak benim ele alacağım kesim yalnızca
''sokak çocukları.'' Hani ellerinde çoğu zaman satmaya çalıştıkları
mendil ya da simitle gördüğümüz, bazen de ellerinde boya sandığıyla.
Onlar ekmek parası kazanmaya çalışırken gülüp geçtiğimiz... Acımak
yerine hor gördüğümüz... Peki onlar ''ne yerler?, ne içerler?'' biliyor
muyuz?
Kimi zaman koca bir ailenin yükünü omuzlarında taşırlar, kimi zaman
zorla çalıştırılırlar, hatta bazen de evlatlık edinildikleri aileleri
tarafından zorla dilendirilirler. Bir ekmek parası uğruna gecelerini
gündüzlerine katan, onlar değiller mi ki sabaha kadar sosyete
kulüplerinin önünde birkaç kartpostalı satabilmek için didinen. Üstelik
yaptıkları adeta suçmuş gibi o içki, sigara kokan ağızlardan azar
işiten. Her gece içkiye, kumara ödedikleri paranın yüzde birini bir
hayır için harcamaya tenezzül edip de hiç düşünmezler mi acaba? Neyi mi?
O verdikleri para ya da yaptıkları ufacık yardım ile koca bir ailenin
geçimine katkı sağlayacaklarını. Ya da sofralarını konacak bir tabak
çorbanın tuzu, biberi olacaklarını. Onlar isterler mi ki her gün
utanarak giydikleri yamalı, eski püskü pijamalarını ertesi gün yeniden
giymeyi. Tabi ki hayır. Her normal çocuk gibi onlar da şık bir kazak,
üstüne sıcak tutacak bir kaban, bir pantolon ve boyalı ayakkabılar
giyinmek isterler.
''Boyalı ayakkabılar'' deyince boyacı çocuklar geldi aklıma. Ellerinde
sandıkları gelen geçene hep aynı söz: ''abi parlatayım mı?'' Sanki
duydukları çok mu farklı? : ''Yok istemez, benim ki zaten parlak'' ya da
''Sizin gibilere ben ayakkabımı teslim edemem'' gibisinden. Burada
''sizin gibiler'' derken kastettikleri nedir bilmem. Belki de onlar
yoksul ve garip oldukları için. Belki de üstlerinde giyecek bir elbise
bulunmadığından küçümsüyor da olabilirler. Kazandıkları iki ekmek
parası. Olmadı mı? Hadi çıkaralım şunu üçe dörde. Değdi mi peki gün boyu
harcadıkları güce, çektikleri derde. Memlekette soyguncular kol
gezerken, eşitlik, adalet hani nerede?
Oto tamircileri diğerlerine göre biraz daha şanslı sayılır. Belli bir
yerden aldıkları bir miktar gelirleri var ya. Sofralarını donatacak
kadar olmasa da. Bir tabak çorbalarının bulunması, çırak ya da kalfa
olarak çalıştırıldıkları iş yerinin patronunun vicdanına kalmış. Bir gün
az verdiler mi sofralarından bir şeyler eksik olur. Bayramdan bayrama
gülen o asık suratlarından da tebessüm... ''Bayram'' diyorum çünkü
yalnız bayramlar da hatırlıyoruz onları. Elimizi vicdanımıza yalnızca
bayramlarda koyuyoruz. Bu yüzden onlar da topladıkları şeker ya da
birkaç kuruş parayla bayram ediyorlar ya.
Bunlar gibi daha niceleri var. Dükkanlarda yardımcı olarak çalışanlar,
çaycılar, temizlikçiler, cam siliciler, mendil, sigara, simit satıcıları
ve kağıt helvacılar...
''Kağıt helva'' demişken, sakın canım çekti sanmayın, (aksine sevmem)
biraz da onlara değineyim. Duran, geçen arabalara aldırmaksızın,
sabah-akşam, sıcak-soğuk demeden çalışan, hani çoğu zaman başımızdan
savdığımız çocuklar. Lambalarda yanan kırmızı ışık adeta onların
yüreklerinde yanıyor. Bir umut ışığı işte. Sıkışıklık ve trafik kazaları
yüzünden tıkanmış yollar bir tek onların yüzünü güldürüyor herhalde.
Yollar tıkanınca haliyle trafik aksıyor, arabalar duruyor, onlarda
helvalarını satıyor. (Tabii satabiliyorlarsa) Hangi arabada kendilerini
şaşkın bakışlarla izleyen küçük bir çocuk görseler, hemen
uzatıveriyorlar. Her defasında da babalar müsaade etmiyor. Neden mi?
Çünkü onlar sokak çocukları. Çünkü onlar yoksul, sefalet içinde. Size
ille de yolda giderken gördüğünüz her kağıt helvacıdan birer tane satın
alın demiyorum. Hatta hiç de almayabilirsiniz. Bu sizin kendi vicdan
özgürlüğünüz. Ama hiç olmazsa bari bayramlarda ellerine birer kuruş para
sıkıştırıp onları sevindirin. Olmadı müsait bir gününüzde, kimsesiz
çocuklar vakfı, çocuk esirgeme kurumu ya da çocuk yuvalarından birini
ziyaret edip de biraz bağışta bulunun.
Şunu unutmayın ki; hor gördüğümüz, başımızdan attığımız o çocuklar,
geleceğin büyükleri olacaklar. Peki biz hangi zihniyetle çağdaş ve
medeni bir nesil bekliyoruz ya da hayallerini kuruyoruz? Nasıl
gelişmesini ve kalkınmasını bekliyoruz bu ülkenin? Birilerinin gökten
inip de bu ülkeyi yola getirmesini mi bekliyoruz nedir? Bu ülke krizi
nasıl aşar? Para ve eğitim gerekmez mi? Para için üreten, çalışan ve
kazanan insanlardan oluşan bir toplum, böyle bir toplum içinde eğitim ve
öğretim gerekli değil mi? Sokaklar her gün biraz daha fazla çocuğun mu
yuvası haline gelecek? Gelecekte bizi ne bekliyor? Aydınlığa ne kadar
kaldı? Bugünün çocukları yarının nesi olacaklar?
|