SOKAKLARIN ÇİĞNEDİĞİ İSTİKBAL ÇİÇEĞİYİM
SAFİYE HİCRET TÜRKMEN, 7-A 837 Küplüce İlköğretim Okulu ÜSKÜDAR
Ben sokakta çalışan ve çalıştırılan bir çocuğum. Ben kimim? Neden ben
çalışıyorum? Ve de çalıştırılıyorum? Nice çocuklar içeceği suyu bile
ayağına beklerken! Şunu belirteyim ki, ben bir insanım. Duygularım,
hayallerim ve gururum var. Tıpkı bütün insanlar gibi. Ben de üzülürüm,
ben de sevinirim, ben de hasta olur, tedavi ihtiyacı duyarım. Kırılırım
tıpkı sizin gibi. Ben neden sokaktayım? Sokakların hamalı, ayakkabıların
cilası, tamircilerin kaporta boyasıyım. Bunlar ben olmasaydım olmayacak
mıydı? Ben şunu söylüyorum: Ben suçlu değilim!
Ben hırsız olamam. Yan kesici, kapkaççı olamam. Dilenci de olamam. Ben
alın terine inanan, bileğinin gücüne güvenen biriyim.
Ben bir çocuğum. Bu yaşta okumalıyım, oynamalıyım, hayata sevinç ve
heyecan duyarak ümitle bakmalıyım. Ama benim kitap alacak param yok.
Oynayacak vaktim yok. Sevinecek ve heyecanlanacak kadar karnım tok
değil. Ümitle geleceğime bakamıyorum. Çünkü karanlık geleceğimde kendimi
göremiyorum.
Ben suçlu değilim. Babam annemden boşanınca annem ve beraberinde dört
kardeşim günlerce kapının açılmasını ve de birilerinin, bilhassa babamın
gelmesini bekledik. Bekledik ama nafile. Birileri gelsin diye açlık
orucumu tutacaktık? Yoksa; küçücük bir çocuk olan bana, yüklü bir maaşı
olan bir iş teklifinin gelmesini mi bekleyecektim? Düşündüm: Bunlar bana
göre değil. Ben aileme bakmak zorundayım. Artık sorumluluk bana
düşmüştü. Onların ümitlerini kıramazdım. İşte bunun için inşaatlarda
tuğla taşıyan benim. Tamircilerde arabaların altında, elleri ve yüzü
simsiyah tanınmaz olan benim.
Benim bir de arkadaşım Ali var. Onun derdi benimkinden beter. Benim
babam çekip gitti. Onun ki bunu da beceremedi. Çekip gidecek kadar
cesareti yoktu. Çünkü, belalıları çoktu. İçki, kumar, kötü yollar ve
dayak. Bunlar ailesine hiç de yabancı değil. Evin geçimi, kumar borcu ve
içki parası kazanılmalıydı. Bu da Ali'ye düşüyordu. Rabbim hiçbir aileye
sorumsuz büyükler nasip etmesin.
Ben hala kendimi tanıtmadım. Benim adım Umut. Evet ben Umut'um.
Umutlarım, hayallerim ve projelerim var. Şöyle düşünüyorum: <<Ailem,
toplum ve milletimiz, bizi okul çağında sokakta çiğnememeliydiler. Bunun
için bizim gibi çocukların elini devletimiz tutmalıydı. Ben okuyup
bilgiyle donanmalıydım. Bir okul olmalı. Güzel bir eğitim vermeli. Bu
okulun, çocuklar seviyesine uygun eğitici ve öğretici rengarenk boyalı
bir atölyesi olmalı. Çocuklar doktorların önerdiği saatlerde sıhhatli
bir şekilde çalışmalı. Hem orada spor salonları olmalı, orada spor
yapmalıyım. Okul, iş ve spor, bilgi, para ve de eğitim. Hepsi bir arada
olmalı. Ben bir çocuğum. Bilgisiz olamam. Ailem aç, parasız olamaz.
Benim enerjim var. Hareketsiz ve oyunsuz olamam.>> Bu fikir benim için
bir hayal. Bilmem bu fikrim büyüklerime ağır mı gelir?
Benim küçücük beynimin kendi çıkarıma projem var da büyüklerimizin yok
mu? Kim uğraşacak yirmi-otuz yaşındaki işçiyle. Fazla para ister,
sigorta ister, ikramiye de ister. Yarın sendika da kurar. Yoo uğraşamam.
Beş-on kuruş haftalık verip çocukları kandırırım. Sabah yedi akşam on
çalıştırırım. Kızdığım zaman da tokatı patlatırım. İşim bittiğinde de
kapıya fırlatırım. Sanki hesabını soracak birileri mi var? Ne korkunç
bir fikir. Büyüklerimiz neden böyle düşünüyorlar. Onlar biz çocukları
sevmiyorlar. Çaresizlikten efendim çaresizlikten.
Bizim patronun işleri bozuldu iflas etti. İflas etmeyi o istememişti.
Hatta hayal bile edemezdi. Onun hatası da değildi. Bütün işleri
bozulunca geçim derdinden, ekmek parası diye tamirhane açtı. Biz
çocuklar gibi mendil satamıyordu. Oturup avazı çıktığı kadar da
ağlayamıyordu. Ben dertli kaportacının araba boyasıyım. Arabalarda
boyasız olmaz hani.
Ben bu işi anlayamadım. Kim suçlu? Ben mi? Annem mi? Babam mı? Patronum
mu? Yoksa bizleri yöneten büyüklerimiz mi?
Geçenlerde elime bir kitap geçti. Orada atalarımız diyor ki <<Çocuktan
başarı iste, teşekkür iste, takdir iste ama akşam gelince para isteme.>>
Tarihinden ibret almayan milletin ve de atasözü tutmayan toplumun,
istikbal çiçekleri böyle sokaklarda çiğnenir.
|