AÇIK KÜRSÜ

 

SELİN EROL    |    16 Mayıs 2005

KIRIK DÖKÜK HAYATLARI VARDI ...

Kırık dökük bina cephelerinin ardında saklıydı
Hayalleri, göz yaşları, suskunluk ve haykırışları...
Delik deşik ayakkabılarıyla atmıştı hayata ilk adımlarını...
Ve yüzünde umut dolu bir bakışın yanında
Akmaya hazır birkaç damla göz yaşı,
Ellerinde nasırlar,
Bedeni şimdiden yorgun...
Kırık dökük hayatları vardı ...
Acıları seninkine benimkine benzemeyen...
Dudakları çatlamış...
Hırçınlığında suçlanan ...
Dışlanan...
Derdini anlayamadığımız ...
Neden diye sormadan yargıladığımız...
Sokak çocuklarımız...

DAHLIA    |    14 Ocak 2003

Sayfa No:            YOK!?
Cilt No:             YOK!?
Hane No:            YOK!?
Ana Adı:            YOK!?

Ben sokak çocuğuyum abi, hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya? O benim işte, o benim abi...

Sahi bir annem olmalıydı, değil mi? Ben dudaklarıimda sokakları besteliyorum oysa. Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün? Anneler nasıl okşar çocuklarını? Anne kokusu nasıldır, kimbilir? Ana ha!...Bir anne çizebilir misin benim için, karanliğin kar soğuğu parmak uçlarına? Bir anne!?... Unutulmuş çocukların ürkek avuçlarına, bir anne ve yanına beni ekler misin? Abi... Tıpkı sulu boya resimlerindeki gibi sımsıcak... Sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi, bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni? Sahi sen hiç seyrettin mi, Aydede’yi bir köprünün altından? Üşüdün mü abi, kayan bir yıldıza bakarken? Abi sen..., Abi sen... Boş ver. Gel boyat istersen ayakkabılarını. Ben aha şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum yaşama. Gel boyat ayakkabılarını, boyatta resmi çıksın dostun, düşmanın, tüm kaldırımların.

Sayfa No:            YOK!?
Cilt No:             YOK!?
Hane No:            YOK!?

Yokların varlığında tam göbek bağından yakalandın mı hiç yalnızlığa? Bir de, bir de babam olmalıydı, değil mi? Baba! Beni dövecek bir babam bile yok. Biliyormusun? Nasırlı ellerinde şevkat arıyacağım bir insan. Kimbilir bayramlarda neler alırdı, babalar çocuklarına? Unutmuşum, bayramlarınız vardı, sizin öyle değil mi? Arifeleriniz, bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı, sonra. Oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum; güneşe ve mehtaba, yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar. Bir babam olsaydı, belki yeterdi. Çocuk olurdum. Eskisi gibi şımarırdım, öylesine. Boş ver abi, kimin neyine bayram, kimin neyine hediye, baba kimin neyine abi!... Sahi senin düşlerin vardır. Söylesene göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın? Ahmet bir düş görmüş geçenlerde. Köprü altında tanıştık. Yorgun ve geç gelen bir gecede, utanırken anlattı, anlatırken utandı. Bir ip bağlamış gökkuşağına, “bak ana” diyormuş ”Uçurtmamı gördün mü? Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları?” Ahmet'in düşü işte. Bana düşlerini kiralarmısın abi? Bedava boyarım ayakkabılarını. Bana düşlerini abi... Boş ver, boş ver.

Bak iyi parlayacak bu ayakkabılar. En parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama, sen düşünme. Sokaklar düşünsün beni, gazete manşetlerinin üçüncü sayfa haberleri düşünsün. İsimsiz bir damla gözyaşı düşünsün. Sen beni düşünme, düşünme be abi. Nasıl olsa ben olmayan ayakkabıların sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara. Olmasada anne-babası sokakların, sokak çocuğuyum işte. Ben sokak çocuğuyum. Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin, herhangi bir yerinde. Ben sokak çocuğuyum abi. Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan, bilyelerini rüyalarında unutan. Oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk var ya, işte o benim. O benim abi. Ben sokak çocuğuyum abi........

DARUMA    |    24 Aralık 2002

UTANANLAR KİM ?

Bizler bir aileye sahip olduğumuz için mi utananlardanız? Utanmazları utanmazlar mı doğurdu? Yoksa utanmazları utananlar mı doğurur? Bazıları sadece utananları ve utanmazları anlatır da; Utanmazlar nasıl utanmaz oldu merak etmez mi? Utanmazın doğru diye öğrendiği yanlışı, yanlış diye öğrendiği doğruyu; "Yok ters oldu, 47 yaşına gelmiş be utanmaz adam bunca senedir nasıl yanlış anladın. Hiç gazete de mi okumuyorsun. Sana kimse birşey öğretmedi mi?"

İşte şimdi uzun bir sessizlik ;

Adamın Vereceği cevaplar belki de utanmaz adam diyenleri adamın icraatlarından utandıkları için değil, nasıl bir hayatı yaşayamadığı, okula gidemediği, ilaç alamadığı, karnını hiç bir zaman tıka basa doyuramadığı, ana - baba - akraba - kardeş - dost - komşu - eş - iş - aş - bulamadığı için utandıracaktır.

Şimdi sesleniyorum ! Utanmaz Adam diyenlere ;

Gelin biz onların yaptıklarından değil bizlerin bugüne kadar onlar için neler yapmadıklarımızdan utanalım. Gelin biz herşeye rağmen onlara el uzatalım, sokakta ki bu çocuklarımız 47 yaşına gelmeden onları bir an önce topluma kazandıracak çalışmalarda bulunanlara tam destek olalım. Gelin vakit kaybetmeden onlara sahip çıkalım, geleceğin bu utanmaz adamlarının yollarına ışık tutalım. Onları aydınlatalım, tedavi edelim, yuva verelim, sevgiyi öğretelim, doğruyu öğretelim, insanca yaşamanın onların da hakkı olduğunu gösterelim. Hatta şu meşhur magazin programlarında kim şık kim rüküş bölümünde, giysi alacak parası olmadığı için bu soğuk kış günlerinde çıplak utanmaz adam adaylarını gösterelim, onlar şık veya rüküş değil çıplak diyelim, giydirelim üşümesinler diyelim. Hatta çıplak insan fotoğrafları çekenler ! Gelin gerçek çıplakların fotoğraflarını çekelim. Onları yarışmalara gönderelim en güzel çıplak kim ödül verelim. Yarışmanın en önemli kuralı doğallık ve gerçeklik olsun. Ödül de eğitim olsun.

Hangi manken bu güne kadar çıplaklıktan üşümüştür? Şıklar, rüküşler haydi toplumsal kalkınmaya diyelim.

Kim rejim yaparken açlığı öğrenmiştir. Yoksa açlığın ne olduğunu anlamak için aç mı kalmak lazım?

Herşey devletten beklenemez, sadece utanmakla kalmayalım!

YASEMİN    |    10 Aralık 2002

Hepimiz, çoluk çocuk, yetişkin, yaşlı, genç, kedi, köpek koşulsuz sevilmek istiyoruz. En azından bir kişi tarafından. Tabii ki daha çok olursa daha iyi ama en azından bir kişi tarafından koşulsuz sevildiğimizi bilmek ruhumuza iyi geliyor. Çocuklar anneleri, eşler eşleri, gençler sevgilileri, yaşlılar evlatları, hayvanlarsa sahipleri tarafından koşulsuz sevildiklerini bilmek hissetmek istiyorlar. Bu duygu ve bu duyguyu kaybetme korkusu bizi iyi ve doğru yola sokuyor.

Ya sokak çocukları?? Onların en azından biri tarafından koşulsuz sevilmek şansları olmadığı gibi sokak çocukları oldukları için toplum tarafından dışlanmaları söz konusu. Kimden onay alacaklar, kim iyi bir şey yaptıklarında başlarını okşayacak, kim onları kucağına alıp sevecek? Hal böyle olunca bilebildikleri en iyi biçimde yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Aç kalmamak için çalarak, dilenerek, yaşamın zorluğu karşısında ayakta kalabilmek, hissizleşebilmek için tiner koklayarak... Hayatın onlara acımasızlığı karşısında agresifleşiyorlar, onlara iyi davranan kişileri hayal kırıklığına uğratıyorlar. Duyulduğuna göre Lions vb kuruluşlar sokak çocuklarını tiyatro vs gibi etkinliklere götürmeye çekiniyorlarmış zira koltukları kırıp huysuzluk çıkarıyorlarmış. Nasıl hayal kırıklığına uğratmasınlar ki? Kendi aileleri onları hayal kırıklığına uğratmamış mı? Nasıl güvensinler ki, bu arada bir ortaya çıkan iyi insanlara? En yakın bildikleri anneleri babaları onları sokağa bıraktıktan sonra....

Nasıl kendi çocuklarımız üstüne titriyorsak ki bu çocuklarda bu toplumun çocukları olarak hepimizin çocukları, sokak çocukları veya kimsesiz çocuklar üstüne de titremeliyiz. Sadece devletten bekleyerek değil, birey olarak bu görevi üstlenmeye hazır kuruluşlara maddi/manevi destek olarak ta yapabiliriz birşeyler. "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" diye boşuna söylememiş atalarımız!!

DAHLIA    |    30 Ağustos 2002

Onlar bizim çocuklarımız...

Bir anne ve babanın her nasıl olursa olsun dünyaya getirdiği varlıklar. Bu çocuk denen varlığa sahip olmak isteyen nice anne babalarda var.Ya onlar ?

Aslında herkesin bildiği gibi 9 ay karnında taşımakla anne yada baba olunamıyor. Asıl hayat doğumdan sonra büyütmek ve büyüttüğünle gurur duymak. Asıl olan bu değil mi?

Çocukları sokağa düşüren nedenlerse eğitimsizlik, maddi imkansızlık, AR sızlık.......Hangi çocuk böyle bir yaşamı seçebilir ve yaşamayı kabullenebilir.Yada hangi anne baba çocuklarına bu yaşamı vermek için dünyaya getirebilir. Sizlerle kendim için yazdığım bir yazımı paylaşmak istiyorum.

"ANNE BABAMIZI SEÇME HAKKI" NA SAHİP OLAMIYORUZ.....

BEN’SİZ

Biz dünyaya getiriliyoruz ama anne ve babamızı seçme hakkımıza maalesef sahip olamıyoruz. Neden mi bu soru ?

Evet belki de bu seçim hakkı karşılıklı olsaydı kimler kimleri seçerdi o da tartışılır tabiki. Bunu neden düşündüğümü soracak olursanız bana. Cevaplarımı da dinlemeniz gerekecektir.

Doğuyoruz, büyütülüyoruz ama nasıl? Benim gibi örnekler çok olsa gerek. Ama bunların kaçı anlatabiliyor hissettiklerini, yaşadıklarını ve de aldığı dersleri yada onlara kalanla neleri yaşadıklarını.

Büyütüldüm belki ben şanslıydım.Tercihim ise annem ve babamla bir aile olarak büyümek ve bugün onların yanında olabilmek.

Onların yanında olabilmek haklarını kaybettiler. Benim onlara ihtiyacım olduğu zamanlarda benimle yoktular. Çünküüüüü

Kendi hayatlarını yaşamayı tercih etmişlerdi. Belki bana huzursuz bir ortam vermemek adına alınan kararlardı ama yoktular işte. Ben bunu biliyorum sadece. Bildiğim tek bir şey daha var anne ve baba duygusunu yitirmiş olmam. Annem ve Babam benim için herhangi birinden farksız. Kin dolu değilim asla. Onlarsız hayatı kabul ettim hayatımı en güzel şekilde yaşıyorum. Şu an bende bir anneyim. Doya doya seviyorum, dolu doluyum. En güzel varlığın çocuk olduğunu yaşıyorum. Sadece yaşanır ve hissedilir diyorum.

Anne ve Babımızı seçme hakkı verilmiş olsaydı Bennn kendi anne ve babamı seçemiyeceğimi biliyorum. Neden mi? Beni görmezlikten geldikleri için.

Hayatımızı güzel hale getirmek varken birazda çekilmez kılan yine bizler değilmiyiz. Yaşadıklarımızdan ders almak, geçmişle yaşamayı bir kenara bırakıp aldığımız derslerle daha sevecen, daha doğru, daha erdemli olmayı başarmalıyız. Son pişmanlıkların bir faydası olmuyor açıkçası. Nedenleri ve niçinleri yada keşkeleri bir kenara bırakmayı ben öğrendim. Ama bunu bana öğreten yaşadıklarım ve hissettiklerimdi.

Her zaman kazanamayız, kaybetmeyide öğretiyorlar desem. Bunu belki Anne ve Babanızın öğretmesi daha acı. Sonucu ise “ Seçilme hakkına bile sahip olamamak.” Bunu bana yaşadıklarımla öğrettikleri içinse Ben yine onlara teşekkür ediyorum.

Kazansamda Kaybetsemde Onlar Benimle, Bende Onlarla.....

Ben Onlarsız,Onlar da Bensizzzzzzzzz.

Sevmenin ve Sevilmenin Onlarsız En Güzelini Yaşıyorum.

Hala hiçbir şey için geç kalmış değiliz. Sadece zamanı geri getiremeyiz.

“Seni bulmaktan çok aramak isterim seni sevmeden önce anlamak isterim, seni bir ömür boyu bitirmek değil sana hep yeniden başlamak isterim.”

(Özdemir Asaf)

Bütün çocuklar bizim, aslında çocuk olanda bizleriz. Sokak çocukları yada kimlikli çocuklar ne olursa olsunlar, kim olursa olsunlar onlarında hayatlarını paylaştıkları bu şehirlerdeki milyonlarca insanlar. Belki de bunların içinde bilmedikleri anne ve babaları bile var. Onlarla ama onlardan habersiz.

Unutmamalıyız ki.....

Bizler büyürken çocuklar küçülüyor......

Çocuklar büyürken bizler küçülüyoruz.....

Adı "Sokak Çocukları" olmasın ne olur. Yaşadıkları dünya sokaklar, caddeler, parklar yada ..........adı neresi olursa olsun!!!!!

Onların hepsi benim için,

"ÇOCUK CANLARI"

"CAN ÇOCUKLAR"

DAHLIA    |    30 Ağustos 2002

BENİM & BENİMLEYİM

İSTİYORSUN Kİ !
BU DÜNYADA YAŞAMALIYIM
SORUYORSUNDUR
AMA NASIL?
KARNIM DOYUCAK Kİ,BÜYÜMELİYİM;
GİYİNMELİYİM Kİ,HASTA OLMAMALIYIM;
OKUMALIYIM Kİ
ŞU DÜNYANIN ANASINI AĞLATAYIM;
BENİ AĞLATANLARA İNAT...
İÇİMİ BİR HÜZÜNDÜR SARAN
GECE Mİ ? NE
KALABALIK YOK,SESSİZ SAKİN;
YASTIK YOKKKK...
YATAK ÇİMLER,YORGAN YILDIZLAR;
VE
ADECE BENİM, BENLE UYUYAN...
GÜNEŞ Mİ?
ANNEM !
BENİ SICACIK UYANDIRAN;
YOKSA BABAM MI ?
GÖK GÜRÜLTÜSÜ,ŞİMŞEK,YAĞMUR !
YOKKKKK....HEPSİ BENİM,BENİMLE,
TEK VUCUT...
GECESİNDE GÜNDÜZÜNDE,
GÜNEŞİNDE,ŞİMŞEĞİNDE,
YILDIZINDA,AYINDA......
CAN COCUĞUM;
BÜYÜMELİYİM Kİ !
ÇOCUKLARIN CANLARINDAYIM...
BEN & BENİMLEYİM.......

DARUMA    |    26 Ağustos 2002

ANLAYIŞ

Normal insanlar arasında da, ki onlar evleri, yuvaları olan, üzerlerinde bir çatısı olan insanlar, psikolojik bir sorgulama yapılsa, sanırım aralarında ruhsal durumlarında anormallik olan bir çok insan çıkar. En az Sokak Çocuklarında çıktığı gibi.

Uzun yıllardır Türkiye'de ekonomik şartların ağırlığı, maddi imkansızlıklar, hasta insanların parasızlık nedeniyle doktora gidemediği, okul çağına gelmiş çocukların okuyamadığı bir toplum yaratmıştır. Eğitime verilen önemin azlığı, cahil insanların çoğunluğunu oluşturduğu bir toplumda, tabiiki sağlıklı kararlar verilemez/alınamaz, sağlıklı çocuklar yetiştirilemez.

Çocukları sokağa düşüren sebepler, sadece ekonomik şartlar veya aileden gördüğü şiddet, tabiiki olamaz. Televizyonlardan seyrettiği başka insanların eğlenirken verdikleri görüntülere özentileri, merakları da onları sokağa düşürüyor. Ayrıca kötü niyetli insanların tuzaklarına düşmeleri ki bu tip insanlar genelde varoş bölgelerinde yaşayan çocukları hedef alıyorlar ve onlara her türlü kötü alışkanlığı edindirerek onları bir suç makinesi haline getiriyorlar. Yani suç işleyen, acımasız, ruh hastası bir insan haline getiriliyorlar. Şimdi bu çocukları psikolojik bir sorgulamaya tabi tutun uzun bir süre belki de yıllarca tedavi görmeleri gerekecektir.

Sonuç olarak; duygusal değil ama gerçekçi, iyimser değil ama çok kötümser de değil şüpheci değil ama dikkatli olmalıyız. Suçlu çocuklara, çevresine, ailesine, kardeşlerine, başka insanlara ve kendisine verdiği zararlardan dolayı hak vermesek de onları anlamalıyız, empati kurmalıyız, nedenlerini, şartlarını araştırmalıyız. Bu araştırmaları yapacak imkanlar yaratılması için çalışmalıyız.

Bu çocukların işlediği suçlardan dolayı hayatını kaybeden insanların yakınları için bu şekilde düşünmek çok zor olsa da bunlar çocuk. Onlara öğretileni yapıyor. Suç işle deniyor, işlemezsen işkenceye devam deniyor, yada öleceksin deniyor ya da ölüyorlar.

Daha aktif olmalı, bu konuda yapılabilecek her yardıma kişisel imkanlar ve marifetler doğrultusunda aktif olarak destek vermeliyiz.

Sokak çocukları ve tinerci çocuklar arasında zihinsel sağlığını tamamen kaybetmiş ve ne yaptığını bilmeyen çocuklar için ise belki de ömür boyu tedavi merkezlerinde, sağlıklı, medeni şartlarda kalabilmeleri imkanı yaratılmalı.

Topluma kazandırılamasa da, insanca yaşama şartları oluşturularak, toplumu da bir anlamda bu tip insanlardan korumalıyız. Bir taraftan yaparken diğer taraftan yıkarak değil.

Duygusallık ve iyimserlik işte bu ölçüde. Gerçekleri görmezlikten gelerek değil ama onlar birer suç makinesi deyip kenara atacak kadar da değil. Eğer bir arayış içinde olacaksak bunun adı; öyle veya böyle; Yardım olmalı.

DARUMA    |    22 Ağustos 2002

KÜÇÜK KIRLANGIÇ

Gecenin karanlığında
Gecenin sessizliği bozulmuş
Bir kırlangıç düşmüş
Yan duvardaki yuvasından
Yan komşunun çatısına
Oysa bütün yuvalar yan yana
Bitişik çatılarla,
Yavrunun acı çığlıkları
Annenin çaresiz çığlıklarına karışmış
Yavrusunu sevmek korumak yetmemiş
Yavru dünyayı tanımak istemiş
Merakını yenememiş
Yuvadan uçmak istemiş
Zamanı yanlış seçmiş
Tehlikeler yardımdan çabuk gelmiş
Acı çığlıklar yaşamın içine karışınca
Ne yavru geri dönebilmiş
Ne de anne yavrusuna kavuşabilmiş
Yardımlar sonu engelleyememiş
Son ise hayata alışık
Hayat ise daha en başından sonu kabullenmiş
Ama demiş
Çünkü demiş
Demiş, demiş
Derken, yağmurlar yağmış,
Damları karlar örtmüş
Güneş çatıları yakmış
Küçük Kırlangıç yok olmuş.
Oysa yuvalar hala yan yana
Çatılar ise hep bitişikmiş.
İmza : Daruma

DARUMA  |  16 Ağustos 2002

KİM ONLAR

En güzel kadın kim desem,
Benim annem der.
En güzel çocuk kim desem
Benim çocuğum der.
Hayallerime dönsem,
Yıldızlara sorsam,
En güzel yıldız hanginiz
Hepsi ben der.
Sonra güneşe gitsem,
En güzel yıldız hangisi desem
Benim parçalarım, yıldızlarım der.
Onlar çok ama, hepsine de ışık vermişsin
Desem,
Kendi hayatlarını sürdürürler ama,
Sönene kadar gözlerim üstlerinde der,
Kendi sokaklarında mutlu olduklarını bilirim der
Hayallerimden çıksam,
Ya parçalanmış hayatların diğer parçaları,
Savruldukları sokakları sever,
En güzel sokak benim der.
Bacası tüten evler artık sokak olmuştur,
Ya onların hayalleri,
En güzel anne,
Yok
En güzel çocuk

Kaybolmuş,
En güzel yıldız
Anlatabilir,
Geceleri yıldızlarla uyur
Sen kimsin desem
Güneşin parçası diyebilir
Güneş senin ailen mi desem
Yıldızlar kadar çok değil ama
Yine de savurmuşlar beni der
Güneşe sitem eder.
Ellerimi uzatıp tut desem,
İçindeki; sevgiyi, şevkati, iyi niyeti anlatsam,
Ellerin adı kuvvet, şiddet olmuş,
İnanmaz,
Vazgeçmesem, inatlaşsam,
Dayanamaz,
Ah nasıl da özlemiştir sevgiyi,
Artık gitme vakti gelmiş,
Eh uzun bir yol katedilmiştir
Yeryüzünden gökyüzüne,
Yıldızlardan karanlık sokaklara
Hayallere,
Yüreği gitme demek ister
Dudakları uzun bir zamandır susmuştur,
Gözlerim ya yüreğini görecek
Ya da susmuş dudakları,
Yüreğe bakan göz olmak istiyorum,
Yüreklere bakan gözleri
Gören, görmek isteyen yürekli insanlar istiyorum.
İmza : Daruma

SEVGİ    |    16 Ağustos 2002

Sokak çocukları içinde bulundukları duruma kendi istekleri ile gelmediler. Korunmaya ve sevgiye muhtaçdırlar. Bu çocuklara yardım edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu toplumsal sorunun çözüme ulaştırılmasını diliyorum. Ama yinede DARUMA gibi onlar hakkında duygusal ve iyimser düşünemiyorum. Sokak çocukları tarafından kendisine şiddet uygulanmış nice insan; genellikle kadınlar ve diğer çocuklar, var. Bu çocukların ailelerini zaman zaman basından izliyoruz. Çocuğun suça meyilli olduğunu, evden kaçmaktan vazgeçiremediklerini, evde bulundukları sürelerde diğer kardeşlere veya bireylere zarar verdiklerini anlatıyorlar. Çocuğun sokağa kaçması sadece aileden gördüğü şiddete veya ekonomik nedenlere bağlı değildir, diye düşünüyorum. Sokakta yaşıyabilmenin ne kadar zor bir deneyim olduğunu hayal edecek olursak, sebep her ne olursa olsun böyle bir kararı verecek çocuğun psikolojik durumunu sorgulamak gerektiğini belirtmek istedim. Çocuk yada büyük sokakta yaşıyabilen ve suç işliyebilen bir kişinin ruhsal durumunda normalin dışında birşeyler aramak lazım.

DARUMA    |    08 Ağustos 2002

KÖMÜR KARASI

Kapkara gözler, kapkara gür saçlar, kapkara eller, ayaklar, kirden rengi belli olmayan bir gömlek, yırtık bir pantolon ve ayakkabısız çıplak ayaklar.

Beşiktaş'ın kalabalık bir Cumartesi günü. Sakince bir köşeye çekilmiş, hayatın acılarını koklarken unuttuğu, başka insanların pahalı ayakkabılarını yapıştırmak için veya vs. işlerde kullandığı Bally ellerinde... Küçücük, zayıf bedeni ile parçalanmış hayatını, kırılmış kalbini yapıştırıyordu galiba. Yaşı en fazla 12-13 göründü bana. Yoldaki satıcıdan kiraz alıyordum. Birden sanki bana biri seslendi. Dönüp baktığımda arkamda kimse yoktu. Satıcıya döndüm, “sanki bir ses duydum” dedim. Satıcının gözleri benim yüzüme dönük ama aşağıya doğru bakıyordu. Tekrar döndüm, O’nu gördüm. Yerde oturmuş bana bakıyordu. Ellerimdeki alışveriş paketlerimi cüzdanımdan para çıkarmak için yere bırakmıştım. Meğer onun yanına bırakmışım. Satıcı güya beni uyarıyor! birazda yalakalık gibi geldi bana, “dikkat edin çalar” dedi. Bir an düşündüm. Alışveriş torbalarımın içinde yiyecek maddeleri vardı. Büyük bir ihtimalle karnı açtı. Tok günlerin sayılı olduğu bir hayat yaşıyordu. Bense yiyeceklerime çok fazla kilo almıyayım diye dikkat ediyor ara sıra rejim yapıyordum. Benzer bir tarafımız vardı, ben luxden o ise yokluktan yemiyordu/yiyemiyordu. Hiçbir şey demedim, tezgahdan bir avuç kiraz aldım, yemek istermisin diye sordum. Hiç konuşmadı, başıyla hayır anlamında bir hareket yaptı. Kirazlar avucumda kaldım. Satıcıya döndüm, istemedi dedim ve kirazları tezgaha bıraktım. Ödememi yaptım, torbalarımı aldım, giderken tekrar baktım. Döndüm. Para verirsem alır diye düşündüm. Bütçeme göre, onun bir haftalık karnını doyurabileceği bir miktarı uzattım. Satıcı yine müdahale etti. Vermeyin şimdi gidip onunla Bally alır dedi. Dizlerimin üzerine oturarak, gözlerimi onun göz mesafesine getirerek , alırmısın dedim. Bu sefer sesli cevap verdi. İstemiyorum dedi. Sesinde biraz sitem, biraz öfke ve kırgınlık vardı. Aslında verdiği cevap beni çok üzdü. Ama satıcının yüzüne bakınca ve onun ikinci bir kez, bir Sokak Çocuğu tarafından, üstelik, küçümsediği, hırsızlıkla suçladığı, üzerine dilenciliği yapıştırdığı bu küçük çocuk tarafından, büyük bir ders alması beni çok mutlu etmişti. Üzüntüm ise parayı alsaydı sanki vicdanım daha rahat olacaktı. Yanlışım da burdaydı zaten. Tabiiki bana da bir ders vermişti. Aslında yapmam gereken çok daha farklı olmalıydı. Onlara ulaşacak, onları koruyan, onları topluma kazandıracak sivil toplum örgütlerine yardım etmem gerekiyordu.

Okulların açılmasına yaklaşık bir ay kaldı. Okullar, sıralar, beyinlerinde çiçek açmasını sağlayacak kitaplardaki bilgiler çocukları bekliyor.

Kömür karası gözler, kömür karası hayatlar yaşıyor. Renklerini gri’ye de mi çeviremeyiz.